Son zamanlarda gitgide yoğunlaşan, neredeyse her yerde karşımıza çıkan bir ifade var; "yapay zeka işinizi elinizden alacak" mealinde açıklamalar-yorumlar ya da "falanca şirket yapay zeka kullanımı nedeni ile şu kadar çalışanını işten çıkardı" tarzı haberler. Gazetelerde, televizyonlarda, sosyal medyada, günlük konuşmalarda, sürekli rastlıyorsunuz-rastlıyoruz. Ben dahil pek çoğumuz günlük hayatımızda olsun, işlerimizde-çalışmalarımızda olsun yapay zekadan faydalanıyoruz ve neler yapabildiğini gördükçe,bu iddiaları gitgide gerçekçi bulmaya başlıyoruz.
Bugün bu konuya değinmek istiyorum. Fakat özellikle şu boyutuna; "yapay zeka işinizi elinizden aldıktan sonra" neler olacak. Çünkü bu açıklamaları yapanlar genelde devamında işin bu boyutuna dair pekte bir bilgi vermemekte-tahmin yürütmemektedirler. Ya da kimileri bu durumu yaklaşan bir trajedi kimileri ise bir müjde edası ile lanse etmektedirler.
Dolayısı ile "yapay zeka sizi işsiz bırakacak" bombardımanına maruz kalan milyonlarca emekçi, geleceğe ciddi bir kafa karışıklığı ve endişe ile bakmakta, hatta kendi geleceklerinden ziyade, çocuklarını nasıl bir geleceğin beklediğine dair daha derin bir kaygıya kapılmaktadırlar. Ben bu yazıda, konuyu çeşitli yönleri ile ele almaya çalışarak, biraz tahmini gelecek projeksiyonu ile muhtemelen bizleri neler beklediğini tartışmaya çalışacağım.
Günümüz dünyasında, üç temel eksende çok köklü değişimler yaşanmakta ve bunların etkileri hem birbirilerini hem tüm dünyayı şekillendirmektedir. Dünyanın ekonomik sıklet merkezi batıdan doğuya kaymakta, enerji alanında ciddi bir dönüşüm yaşanmakta ve konumuz olan yapay zeka-robotik devrimi gerçekleşmektedir.
Peki gerçekten ne olacak? Evet görünür emareler, yapay zeka ve beraberindeki teknolojilerin tüm endüstri-emek ilişkilerini yeniden tanımlayacağına işaret ediyor diyebiliriz. Hatta ilk etapta "beyaz yaka" diye tabir edilen, zihinsel emek veren kitleler daha yakın bir risk altında gözükseler de, otomasyon ve "humanoid" (insansı robot) teknolojilerinin gelişimi sayesinde, nispeten daha bedensel güçle çalışan "mavi yaka" olarak adlandırılan emekçiler de aslında bu riskle karşı karşıya. İnternette rastladığımız "havada parende (tdk.perende) atan" robotlar, muhtemelen sadece akrobatik gösteri amacıyla üretilmemişlerdir.
Meslekler, kısa ve orta vadede tamamen ortadan kalkmasa da, pek çok meslek grubunun bireylerine olan talebin birim miktarı ciddi manada azalacak. Bu şu manaya gelmesin; yarın uyanacağız ve milyonlarca insan bir anda işsiz kalmış olacak. Hayır tabii ki bu bir doğal afet gibi bir anda gerçekleşmeyecek; adım adım günden güne ilerleyecek bir "sosyal afet" süreci olacak. Zaten bu süreç başladı, izleri batılı ülkelerde daha çok görülse de, ülkemizde de mevcut, adım adım ilerliyor.
Malum, kapitalizm, insanlığın ekonomik yaşam formu evriminin şu an için bizi getirdiği son noktadır. Burada uzun uzun kapitalizm açıklamasına-tartışmasına girmeye gerek olmamakla birlikte, konumuzla irtibatı açısından kapitalizm makinesinin işleme-çalışma mantığına kısaca değinmek istiyorum. Kapitalizm, bir karşılıklı roller ve döngüler sürecidir. Ne demek istiyorum; bilindiği üzere, kapitalist üretim sürecinde, girişimci-kapitalist-sermayedar adı verilen gerçek-tüzel kişi, üretim faktörlerini bir araya getirir ve bir mal-hizmet çıktısı elde eder. Bu mal veya hizmet çıktısının satışının karşılığında da "kar" adı verilen bir gelire ulaşır-ulaşmayı hedefler ve gitgide bu döngüyü çevirerek o karı ve total birikimini arttırmayı arzular. Adı üzerinde; bu bir süreçtir, bu bir döngü ve roller zinciridir. Üretim faktörlerinden biri olan emek, emekçi tarafından üretime arz edilir, devamında emekçi bunun karşılığı olan "ücret" adı verilen ödemeyi alır ve yine devamında, bu ücret ile piyasada arz edilen mal ve hizmetleri tüketerek çarkın dönmesine katkıda bulunur. Sadece emekçi değil, sermayedar, küçük esnaf, çiftçi, serbest meslek erbabı; aslında tüm bu kesimler hem üretici hem tüketicidir. Yani emekli, öğrenci gibi sadece tüketici kesimleri saymaz isek, mal ve hizmet üretim sürecindekiler,aynı zamanda tüketicidirler. Başka bir deyişle, üretim sürecinde elde edilen geliri, tüketim sürecinde kullanarak bahsi geçen döngünün işlemesini sağlamaktadırlar.
İşte konunun can alıcı noktası burasıdır, bu sürece dair ilk cevaplanması gereken soru buradadır; "Dünya nüfusunun ciddi bir kısmını oluşturan emekçiler, şayet ciddi oranda üretimden çekilirlerse, emek geliri elde etmezlerse, yaşamlarını nasıl finanse edeceklerdir? "Ama bu sorunun sistem açısından daha önemli bir ardılı vardır. O da şudur:" Ciddi oranda emekçi, üretimden çekilir, emek geliri elde etmez ise ve dolayısı ile tüketemez ise, kapitalizm ürettiği mal ve hizmetleri kime satacaktır? Çünkü ne dedik, kapitalizm bir döngü sistemidir, var olmak için yeniden üretime muhtaçtır. Dolayısı ile tüketime muhtaçtır. B2B (Business to Business) adı verilen işletmeler dahi, aslında dolaylı yoldan nihai tüketiciye hizmet ederler, çünkü onların iş yaptıkları firmalar eninde sonunda nihai bir tüketici pazarı için mal ve hizmet üretim sürecinde yer alırlar.
Başka bir deyişle, sözün özü, geniş kitlelerin işsiz kalması halinde sistem çöker. İşsiz kalan kitleler, ilk etapta ücret ödemesinin azalması-ortadan kalkması ile maliyeti düşen sermayedarı, ürettiği mal ya da hizmeti satamadığında alakadar etmeye başlar. Aynı şekilde bu sermayedarların iflası halinde, toplam hasılanın ve üretim- tüketime dayalı vergi gelirlerinin azalması neticesinde devleti de alakadar etmeye başlar. Yani özetle işin sosyal kriz vs. boyutları bir yana, kapitalizm döngüsü bozulduğu için bu plan bu şekilde çalışmaz.
Peki bu duruma karşı ne öngörülüyor? İşte tam da bu noktada "evrensel temel gelir" "ulusal maaş" gibi kavramlar karşımıza çıkıyor. Daha doğrusu özellikle gelişmiş batılı kapitalist ülkelerde bu kavramların çözüm olarak tartışıldığını görüyoruz. "E tamam o zaman sorunun çözümü var" denildiğini duyar gibiyim. Ama aslında sorunun esası tam da burada başlıyor...
İşitenler illa ki olmuştur, özellikle bu konuları takip edenler kesinlikle duymuştur diye tahmin ediyorum. Ünlü iş insanı Elon Musk, kendisi malum bu konularla ilgili sürekli fikir beyan eden bir figür; yakın zamanlarda şu mealde bir açıklama yaptı." Yapay zeka ve robotik teknolojiler sayesinde, yoksulluk ortadan kalkacak, refah seviyesi yükselecek vs."... Doğruyu söylemek gerekirse, kulağa hoş geliyor. Peki gerçekten böyle mi? Tablo bu kadar pembe mi? İşte bizim görevimiz de bunu irdelemek zaten.
Musk'ın açıklaması iki boyutta ele alınmalı; birincisi, yapay zeka ve robotik teknolojiler, toplam hasılayı arttıracak ki, toplam refah artsın; ikinci boyutu bu hasıla daha adaletli dağılacak ki, yoksulluk ortadan kalksın. İki hususu da biraz iktisat mantığını işe dahil ederek daha detaylandıralım;
Birinci husus;
Toplam hasıla acaba artacak mı? Malum üretimde tek girdi emek değil, dolayısı ile yapay zeka,otomasyon ya da robotik teknolojileri istediğiniz kadar üretim sürecine dahil edin ve bu sayede emek maliyetinizi düşürün, örneğin yine otomobil üretirken çeliğe alüminyuma, kroma, enerjiye, fabrika arazisine vs.ihtiyacınız olacak. Yani hammadde, ara mamül vs. gibi bileşenlere ihtiyaç ortadan kalkmayacak. Otomobilde olduğu gibi üretiminde kullanılan hammaddelerin ya da ara mamüllerin üretiminde de mümkün olduğu kadar emeğin yerini yapay zeka ve robotik üretim alsın, en fazla emek maliyetiniz kadar tasarruf edebilirsiniz. Kaldı ki yapay zeka ve robotik imkanlar da doğal olarak bila bedel olmayacak. Bir de "evrensel temel gelir vs. modellerinin finansmanı için sermayeden talep edilecek vergileri işin içine katarsak hesap tamamen değişebilir.(buraya ayrıca geleceğiz) Ayrıca hasılanın artması için toplam talebin de artması gerekli. Talebin artması için bir neden yokken, hasıla durduk yere neden artsın? Hatta emeğin gelirinin ortadan kalktığı ya da azaldığı bir durumda...
Gelelim ikinci ve daha kritik hususa;
Yoksulluğun ortadan kalkması için gelir dağılımında adalet olması gerekli. Hani şu gitgide emekçinin aleyhine bozulan gelir dağılımı... Yani başka bir deyişle, üretilen toplam hasılanın daha adil dağılması, kesimlerin bu hasıladan daha adil pay alması gerekli. Yani Musk'a ya da onun gibi düşünenlere göre, emekçi, bugün bütün hayatını neredeyse işine adayarak, en zor koşullarda kimi ülkelerde haftada 60-70 saati bulan çalışma saatleri ile elde edemediği refahı, yarın çalışmazken elde edecek! Daha doğrusu birileri ona bunu ödeyecek. İlk başta kulağa hoş geliyordu değil mi? Sanırım şimdi tablo biraz daha değişti.
"Nereye varmak istiyorsun?" Şuraya varmak istiyorum, Şimdiye kadar ne dedik özetle; "yapay zeka ve robotlar, çalışma hayatına dahil oldukça, kitlesel işsizlik ortaya çıkacak, ilk etapta kapitaliste, emek ücretinden tasarruf etmek cazip gelirken, bu bir tüketim krizine yol açacağı için, devletler sosyal güvenlik sistemlerini revize ederek "çalışmayanlara" maaş ödenen bir düzen inşa edecekler ve sermaye buna razı olacak, hatta talep edecek." Yine "sorun çözüldü işte " dediğinizi duyar gibiyim. Hayır çözülmedi, dediğim gibi işte tam da burada başlıyor,onu izaha çalışayım.
Az evvel ne dedik, iddia ne diyor? "size çalışırken sunulmayan refah çalışmazken sunulacak "Peki bu ancak nasıl mümkün olabilir? "sermayenin elde ettiği üretim çıktısının hasılatından, size onun için çalışırken yani üretim faktörlerinden birini oluştururken aldığınızdan daha fazla pay vermesi" ile mümkün olabilir. Peki bu makul mü mantıklı mı? Tabii ki değil. Bu kapitalist bölüşüm düzeninin varoluşsal gerçekliğine, doğasına ters. Hadi diyelim "eskisi kadar" pay alınsın. İşte bu da çok mümkün gözükmüyor. Çünkü o zaman kapitalist bu "yapay zeka-robotik" dönüşümünden ne anlayacak; yani yine aynısını kazanacaksa, ne gerek var bunca maceraya. Peki planlanan arzu edilen ne? İşsiz kalan kitlelere, sadece temel yaşamsal harcamalarını yapabilecekleri kadarı verilecek. Yani şimdikinden bile daha azı...
Sistemin çökmemesi için öngörülen, şu sıralar "evrensel temel gelir" ya da "ulusal maaş" adı altında tartışılan ödemeler, sizi sistem tarafından sınırları çizilmiş, "asgari yaşam koşullarında" yaşatacak kadar olacak ve daha önemlisi, bu ödemeleri almanın birazdan değineceğim belirli koşulları olacak. Çünkü bu ödemelerin finansörü, devlete ödenecek vergiler ile sermaye olacağı için, sistemi size elden geldiğince az ödeme yapılacak şekilde tasarlattıracaklar.E peki o zaman yine toplam hasıla düşmez mi? Kapitalistin geliri azalmaz mı? İki etmen sayesinde azalmaz; Birincisi, bu sistemi hayata geçirdiklerinde, zaten gelir elde etmeyen kişiler de gelir elde etmeye başlayacaklar, örneğin zaten işsiz olan fakat ödeme almayan kişiler ödeme almaya başlayacaklar, ikincisi kapitalist ve ayrıcalıklı elitler daha çok kazandıkları için şimdikinden daha çok tüketebilecek.
Ben bu süreci 3 aşamalı olarak değerlendiriyorum. Bir yandan yapay zeka ve robotik teknolojileri ilerlerken, bir yandan da bu 3 aşama hayata geçirilecek. Nedir bu 3 aşama? Emareleri ile anlatmaya çalışayım.
1.Korkutma-razı etme-taviz verdirme aşaması
2.Mülksüzleştirme-alternatifsizleştirme aşaması
3.Nihai uygulama aşaması
Şu an birinci aşamadayız; sürekli duyduğunuz "yapay zeka işinizi elinizden alacak" söylemleri, bunları dile getirenler, gerek bilerek gerek bilmeyerek; trende uyarak bu amaca hizmet etmekteler. Bu sayede bireyler gitgide, acaba yakın gelecekte işsiz mi kalacağım korkusu duymaya başladılar, başlıyorlar. Peki bu neye sebep olacak; kapitalist ile pazarlık gücünüzü yitirmenize.. Size verilen ücret ve koşullara razı olacaksınız. Çünkü artık rekabet edemeyeceğiniz bir rakip,başınızın üzerinde bir kılıç gibi sallanacak. Eninde sonunda olacak olan sürekli göze sokularak, bu geçiş öncesinde sizden mümkün olduğu kadar istifade edilecek. Daha düşük ücrete boyun eğeceksiniz, "dışarıda senin işini isteyen kaç kişi var" repliğine, " hepinizi gönderirim, yapay zeka sizin işinizi yapar, robotlar sizden çok daha iyi çalışır"söylemi eklenecek.
Üstelik bu halihazırda çalışanlardan ziyade, iş dünyasına yeni girecekleri daha çok hedefe koymuş bir strateji. Yaşı kırkın üzerindeki nesiller hatırlar o zamanları; iyi üniversitelerde muteber bölümlerde okuyan gençler, iş bulup bulamayacaklarından ziyade hangi çok uluslu şirkette, hatta hangi ülkede, ne kadar maaşla iş bulabileceklerini düşünürlerdi. Bugün bu durum böyle değil, iyi üniversitelerde popüler bölümlerde okuyan gençler ve aileleri dahi acaba bir işim olur mu endişesi taşıyorlar. Daha düşük çalışma saatleri, daha yüksek maaş, mesai ücreti, sendikalılık gibi talepler gitgide hayal olacak. Bunları dillendirmek bir yana, aklınızdan geçirmeye korkar hale geleceksiniz. Çünkü şu an siz bu ruh haline sokulmak için işleniyorsunuz. En başta söylediğim gibi, hepimizin zihinleri bu amansız bombardımana maruz kalıyor.
İkinci aşama, birinci aşama ile iç içe yürüyen bir süreç ama esas etkisini, yapay zeka ve robotik uygulamaların ciddi oranda yaygınlaşması ile gösterecek. "Mülksüzleştirme" Nedir mülksüzleştirme? Biraz geriye giderek anlatmaya başlayalım, altmışlar-yetmişler; hatta neoliberalizmin hayatımıza girdiği seksenler dahi, görece gelişmiş kapitalist batı ülkelerinde, ister beyaz yaka olsun, ister vasıflı mavi yaka olsun (vasıflı işçi-tekniker-teknisyen gibi) 35-40 lı yaşlarda, neredeyse herkesin kendi konutunu edinebildiği yıllardı.Hatta biraz fazlaca kazananların, kazancına göre tutumlu yaşayanların ve/veya doğru yatırım yapanların ikinci-üçüncü mülklerini edinmeleri mümkündü. Bugün ülkemizi gibi gelir dağılımının görece daha bozuk olduğu ve toplam hasılatın görece daha düşük olduğu ülkeleri bir yana bırakın, Almanya, Fransa, İngiltere gibi adı "refah toplumu" kavramı ile birlikte anılan ülkelerde bile, orta yaş emekçilerin, konut sahibi olmaları imkansızlaşmış durumda. Konut sahipliği oranları gitgide azalmakta, konutlar, aynı kişilerin hatta şirketlerin elinde toplanmaktadır. İnsanlar gitgide konut sahibi olma hayalinden uzaklaşmaktadırlar. Fakat burada benim kast ettiğim mülksüzleştirme, bunun bir adım ilerisidir.
Bahsettiğimiz "evrensel temel gelir" tarzı uygulamalar başladığı dönemde, devletler kuvvetle muhtemel şunu talep edecekler; "Sana bu ödemeyi yapabilmem için, senin herhangi bir taşınmazın, mal varlığın, birikimin, başkaca bir pasif gelirin olmaması gerek" Ya da "en azından minimum düzeyde olması gerek." denilecek. Bugün bile batılı ülkelerde sosyal ödemeler bu koşullarla yapılıyor değil mi? Yani emekçi bireyler, zaten halihazırdaki koşullarda konut sahibi olamazken, miras yoluyla kendilerine ailelerinden intikal etmiş taşınmazları da kaybetme durumu ile karşı karşıya kalacaklar. Hatta bunu sadece taşınmazlar ile sınırlamamak gerek; ifade ettiğim gibi, herhangi bir birikimin varlığın başkaca bir gelirin olmamalı denilecek. Yani bankada birikmiş paranız, hisse senediniz, iş ortaklığınız vs.vs. resmi olarak belgelenebilecek herhangi bir varlığınız olmaması talep edilecek. Bunlar var ise, ya ödeme yapılmayacak ya da çok sembolik bir ödeme yapılacak. Ya da bunları devlete devretmeniz halinde ödeme alabileceksiniz.
"İyi de nereden bilecekler, ben konutumu satar parasını nakit olarak saklarım" diyenleriniz olacaktır. Bir daha düşünmelisiniz; dikkat ettiniz mi, dünyada şu an yükselen bir başka trend var. Parada dijitalleşme, nakit para hareketlerinin kısıtlanması hatta bazı ülkelerde nakit para kullanımının yasaklanması. Muhtemelen bu bahsi geçen faz başladığında, siz konutunuzu ya da başka bir varlığınızı satıp, parasını alıp yastık altına koyamayacaksınız. Çünkü ya bu işlemler kesinlikle banka ortamında yapılmak zorunda olacak, ya da zaten saklayabileceğiniz bir fiziki- nakit para sistemi olmayacak.
Peki "alternatifsizleştirme" nedir? Onu da şöyle izaha çalışayım; Bu bahsi geçen mülksüzleştirme-varlıksızlaştırma süreci otomatikman, alternatifsizleştirmeyi de beraberinde getirecek. Siz bir kere elinizdeki varlıklardan vazgeçtiğinizde, artık geri dönülemez bir yola girmiş olacaksınız. Neyi kast ediyorum; diyelim ki kitlesel işsizlikler yaşanmaya başladı, işinizi kaybettiniz, geliriniz yok ve devlet size tek bir seçenek sunuyor. Aslında elinizde kendi işinizi yapabileceğiniz-küçük bir girişim kurabileceğiniz kadar bir mali kıymet ya da birikim var ise, onu da ama yaşamınızı bir süre finanse etmek için harcayarak ama devlete devrederek onu da yok etmiş olacaksınız. Ve belirli bir süre sonunda iş bulamayan, kendi işini yapma sermayesi-imkanı olmayan, hayatta kalmak için tek seçeneği devletin vereceği ödenek olan bir birey-aile haline geleceksiniz. Yani başkaca hiç bir seçeneğiniz-alternatifiniz olmayacak. Kaldı ki, bu süreçte son çare olarak kendi işini kurmak isteyen pek çok kişi, elinde avcunda olanı da büyük olasılıkla riske atarak batıracak. Birincisi, o güne kadar girişimcilik tecrübesi olmayan kişilerin büyük bir kısmı bunda başarısız olacak, ikincisi piyasa dinamikleri, bu kadar çok sayıda yeni girişimciyi zaten kaldırmayacak; başka bir deyişle iyi bir girişimci olsanız bile büyük olasılıkla batacaksınız. Çok basit bir örnek vermek gerekirse; on bin nüfuslu bir mahalle-semt 10 bilemediniz 15 lokantayı ya da kafeyi döndürebilirken, aynı muhite 50 tane 100 tane bu tür işyeri açılması halinde, büyük çoğunluğu batacaktır. "Köyüme gider tarım hayvancılık yaparım" diyenler de olacaktır illa ki. Birincisi, robotik teknolojiler gitgide yaygınlaşacağı için, bu alanlarda da kullanımı olacak ve bu sektörler gitgide şirketleşmeye sermaye teslim olduğu için, sizin ola ki elinizde hala araziniz kaldı ise bile , rekabet şansınız ayakta kalma şansınız çok daha düşük olacaktır.
Nihai aşamada ise, yapay zeka ve robotik teknolojilerin üreticileri "teknogark" ların herşeye hakim olduğu bir dünya düzeni içerisinde, bütün birikimin-sermayenin-varlıkların küçük bir elitin ve devletlerin elinde toplandığı, geniş halk kitlelerinin ölmeyecek kadar beslendiği, ölmeyecek kadar barındırdığı, alternatifi, gelecek umudu olmayan, pasifize yığınlar haline dönüştürüldüğü bir dünyaya erişilmiş olacak. Ben bu döneme "tekno kapitalci sosyalizm" adını veriyorum. Sosyalizmle kapitalizmin iç içe yaşandığı bir dünya tasarımı. Herşeyin sahibi olan elitler ve hiç bir şeyin sahibi olmayan geniş halk kitleleri.
Elbette bu tamamen herkesi kapsamayacak, örneğin bugün elinde 3-5 ya da 5-10 dairesi olan, büyük arazileri olan vs.kesimler halihazırda bir işi olmasa da zaten hayatını sürdürebiliyorlar. Tabii ki bu kesimler bu süreçten etkilenmeyecekler. Ama emekçilerin çok büyük bir kesiminin etkilenmesi muhtemeldir.
Yani "hiç mi iyi yönü yok bu işin" derseniz, nereden baktığınıza göre değişir; dedik ya bu işin bir ucu da sosyalizm.." fakirler sosyalizmi" hiç kimsenin aç kalmayacak olması, ölmeyecek kadar barınması, ölmeyecek kadar sağlık hizmetine ulaşması hem de çalışmadığı üretmediği halde...Ama bedeli mukabilinde... Bu kast sisteminde sınıf atlamakta neredeyse tamamen imkansız hale gelecek, "artık çalışarak zengin olma kavramı " eski içeriklerde yerini almış bir nostaljik ifade olacak. Zaten ileri aşamalara erişmiş yapay zeka sayesinde, siz çalışmak isteseniz bile çok sıradışı biri değilseniz, sizin emeğinize üretkenliğinize sistemin bir gereksinimi olmayacak. Örneğin evinizde füzyon reaktörü falan yapma imkanınız olmadıkça, zaten emeğinizin bilginizin bir mali değeri olmayacak. Kaldı ki, asgari yaşam maaşı ile geçinirken, birikim yolu ile kendi sermayenizi elde edip bir girişimde de bulunmanız pek mümkün olmayacak. Dediğim gibi, illa ki her şeyin bir bedeli vardır. Bu bedel “zengin olma” olasılığından vaz geçerek, aç kalmayacak bir fakirlik statüsünün satın alımıdır.
Bütün bunları bir komplo teorisyeni edasında ifade ettiğim düşünülmesin, bu tek merkezden yürütülen; moda tabirle “ailelerin-kurulların” karar verdiği bir süreç değil. Kapitalistler, doğası gereği birbirinden habersiz olarak dahi aynı şekilde düşünür aynı şekilde davranır, tıpkı iç güdü gibidir; örneğin dünyadaki bütün kurtlar bir merkezden talimat alarak anlaşmalı halde “kuzulara saldırılacak” diye hareket etmezler, kuzulara saldırırlar çünkü, doğalarında bu vardır.
Peki çözüm? Çözüm önerisi ikinci yazıda...Bir ipucu vereyim; "dijital doğrudan demokrasi"...
Güven Nazmi Demiralp / Genel Başkan
02.03.2026 / Ankara
İletişime Geçin
Tapu Kadastro Yol İş Kolu Emekçileri Sendikası Her hakkı saklıdır.
ZeplinGo® | Web Sitesi Tasarımı ile hazırlanmıştır.